Üç ana renk ve bunlardan türeyen binlerce renk. Renkler olmasa ne olurdu?
İnsanın ilk aklına gelen cevap “Renksiz hayat güzel olmazdı.” Orası muhakkak ama her tarafın beyaz, her tarafın siyah, ya da her tarafın hangi rengi seviyorsak o renk olduğunu düşünelim. Bir şeyi bir şeyden nasıl ayırt edecektik? Karşıdan karşıya geçerken arabayı göremezdik, araba da bizi göremezdi. Yediğimizin ne olduğunu bilir miydik? Taze mi? Çürümüş mü? Ya da olgun mu? Mevsim sonbahar mı? Renk aslında bu dünyada en gerekli şeylerden bir tanesi…
Renk farklılık oluşturur; sınırları biliriz, iyiyi kötüyü ayırt ederiz. Renk farklılık oluşturur; olay konusunda bize işaret verir. Laboratuvarda bile mikropları belirginleştirmek, tanımak için renk kullanılmaz mı? Her rengin bir anlamı vardır. Her ne kadar biz bunu “Hangi gül rengi ne anlama gelir?” kısmına getirmiş olsak da… Her rengin bir anlamı mevcut. Bir şey küflendiğinde küf rengi aşağı yukarı aynı olur. Bir şey yandığında meydana gelen renk de aynıdır… Yağmur öncesi havanın rengi de. Ya da o gün havanın nasıl olacağını işaret veren renk de…
Ham olan meyvenin rengi, olgunlaşan meyvenin rengi farklıdır. Yorgun insanın rengi ile yeni işe başlama hevesinde olan insanın rengi de… O yüzden biz anlayalım diye dünya rengarenktir.
İnsan da tıpkı renkler gibi hayatın içinde farklı farklı özellikler barındırır. Tek tip insan olması, aynı dünya üzerinde tek renk olması gibidir aslında…
Çünkü biz farklılıklarımızla birbirimizden ayrışırız. Davranışlarımızdaki, karar vermedeki, tepkilerimizdeki farklılıklar bizi daha iyi ya da daha kötü yapar. İki rengin birleşiminden nasıl başka başka renkler meydana geliyorsa, insanlar da farklılıklarını birbirine ilettikçe çeşitlenir. Hayat daha güzel hale gelir.
Renk farklılığı da insan farklılığı da bu dünyanın olmazsa olmazı. İnsanın bunların farkında olması hayatını kolaylaştıracaktır. Bir ziraatçı renklerin anlamını bilirse toprağın rengine ve üzerinde oluşan bitkilerin çiçek rengine bakarak orada nelerin yetişeceğini bilebilir. Ya da yetişen bitkinin yaprak renginden toprakta hangi mineral eksik ya da fazla çıkarabilir. İş böyle olunca problem büyümeden cevap verebilir.
İnsanların farklılıklarının kaynağını bilmeyince bize benzemeyen kişilerden uzaklaşırız, o kişileri bu dünyada gereksiz görürüz. Tartışmaların büyük çoğunluğunu başlatan ilk kıvılcım bu farklılıklardan kaynaklanır. Bazı insanları cana yakın bulurken bazı insanları çok mesafeli bulabiliriz. Ya da kimi bizim “cana yakın” dediğimiz kişiyi “çok lakayt” diye tanımlayıp ondan uzaklaşabilir.
İşte tüm bunlar iyi bir tanımlama yapamadığımızdan kaynaklanır. Farklılıkları kabul ettiğimizde iletişimimizi, ilişkilerimizi yönetir hale geliriz. Problemleri ve kaynağını bulabiliriz.
İnsan hayatında çözebileceği problemleri olsun ister. Bunun olabilmesi için tanımlamaya ve neyin neden kaynaklandığını bilmeye ihtiyaç vardır.
Deneyimsel Tasarım Öğretisi “Kim Kimdir?” seminer programı, insanların farklılıklarını tanımlama ve bu farklılıkları yönetebilme becerisi sunar.
“KİM KİMDİR?” Seminerinin bazı konuları;
• Neden insan tanımaya ihtiyaç var?
• Algılamada ve aktarmadaki farklılıklarımız nelerdir?
• Zihinsel farklılıklarımız nelerdir?
• Davranışlardaki farklılıklarımız nelerdir?
• İnsan nasıl kişilikli olur?
Bu seminer programına katılmak ne fayda sağlar?
• Yaşadığı problemi tanımlayabilir.
• Problemlere daha çözümcül yaklaşabilir.
• Geçmişi ile barışabilir.
• Kendisinden farklı olanı kabul edebilir.
• Daha iyi iletişim kurabilir.
• Daha iyi karar alabilir.
• Daha iyi yönetebilir, yönetilebilir.
• Farklılıklara göre insanları konumlandırabilir.
• İkna becerisi artabilir.
• İlişkilerini daha sürdürebilir hale getirebilir.
• İnsan yetiştirme becerisi artabilir.
• Dününe göre daha mutlu ve başarılı olabilir.
İnsanın bu hayatta tanımlama becerisi arttıkça hayat daha konforlu ve yaşanabilir hale gelir. Bu da bildiklerimizin yanına yenilerini ekleyerek olabilir. İnsanın dününden daha iyi olması için sürekli bir öğrenmeye ihtiyacı vardır. İnsanın kalitesi de öğrenmeye olan açlığın miktarında yatar.


