Yazılımını Keşfetmeye Hazır Mısın?
İnsanın yazılımı… İdealist ebeveynlere “Çocuğunuzun iyi bir eğitim alması için neler yapılmalı?” diye sorsak;
“Çocuğum en iyi okullarda okumalı, mümkünse üniversiteyi yurt dışında, hiç değilse yüksek lisansını veya doktorasını orada yapmalı. İyi bir iş sahibi olmalı, zengin olmalı, akademik kariyer de olsa fena olmaz. Bu arada bir müzik aletini çok iyi çalmalı, en az 3–4 dil bilmeli, bir de herhangi bir spor dalında lisanslı oyuncu oldu mu tamamdır.” gibi bir cevap alabiliriz.
Farklı farklı çocuklar ama standart kalıplar… Bu ne kadar mümkün?
Halbuki bizlerin gündelik hayatımızda bile hedefe yönelik detayda seçimlerimiz yok mu?
Haşlamalık patates mi, kızartmalık patates mi?
Salata için yeşil elma, elmalı kurabiye için kırmızı elma daha iyi olmaz mı?
Baklavalık un mu? Böreklik un mu? Ekmeklik un mu?
Böreklik peynir mi? Kuymaklık peynir mi?
Diğer canlılar için bile o canlıların ihtiyacına göre seçimlerimiz yok mu?
Kaktüse az su verirken, sarmaşığa daha fazla su veriyoruz.
Tavşana havuç, kediye balık veriyoruz.
Otçula ot, etçile et veriyoruz. Otçul bir hayvana “Et ye ama bak çok faydalı.” demiyoruz. Neden? Onun sindirim sistemi, yaratılışı, yani güncel dille yazılımı ona uygun değil…
Bu ayrımı buralarda yaparken neden çocuklarımızı standart kalıplara sokmaya çalışıyoruz? Bunu yaparken çocuklarımızın doğuştan getirdiği yazılımı ne kadar göz önünde bulunduruyoruz?
Bir buğdayın, patatesin ya da elmanın bile bu kadar çok çeşidi varken ve her çeşidin lezzeti kullanıldığı alana göre değişirken, çocukları standart kalıplara sokmak ne kadar doğru olabilir?
Çocuklarımızı bir cep telefonu gibi düşünsek… Hangi yazılımı olduğunu bilmediğimizde, hangi tuşunun ne işe yaradığını bilmediğimizde o telefonu ne kadar verimli kullanabiliriz? Aynı dünyanın farklı yazılımlardaki insanları olabilir miyiz?
Benim ses açma tuşum sağ tarafta belki, ama onun orada öyle bir tuşu yok… Yıllarca orada olmayan tuşa basmışım ve ”Bu çocuk neden bir türlü susmuyor!” demişim…
Oğluma “Nasıl görmüyorsun anlamıyorum!” demişim ama meğer onun kamerasındaki çözünürlük çok düşükmüş…
Telefonun ekranına dokunmuşum dokunmuşum ama “Algılamıyor.” demişim. Halbuki onun dokunmatik hassasiyeti çok azmış, yani hepsi normalmiş. Yazılımı bu şekildeymiş…
Şimdi biri gelse; bize elimizdeki cep telefonun hiç bilmediğimiz yanlarını anlatsa, kısa yollarını gösterse, püf noktaları söylese o telefonu ne kadar da verimli kullanırız değil mi? Hatta şaşırırız “Aaa gerçekten mi! Bu özellikleri de mi varmış? Bak ne kadar da uğraşıyordum, meğer ne kadar kolaymış.” deriz.
Aslında insanların da doğuştan getirdikleri yazılımı ve bu yazılıma uygun püf noktaları, kısa yolları var. Ama ne zaman? İlmini bilince…
Neyin ilmini bilirsen ona hakim olursun, yani yön veren olursun.
İnsanların da ilmini bilirsek, o zaman değiştirmeye çalışan değil de yön vermeye çalışan olmaz mıyız? İnsanoğlunun belki de en büyük yanılgılarından biri; herkesi kendi gibi bilmesi, kendine benzetmeye çalışması, kendine benzemeyeni de farklı dünyanın insanı olarak adlandırması… Aslında yapmamız gereken tek şey, yazılımını deşifre edip tuşlarını ve programını ona göre kullanmak değil midir?
Peki o zaman Kim Kimdir?




İnsan kendini bile tanımasa ne kadar hırpalıyor, ben niye böyleyim diye… karşısındakine hiç acımıyor
Ben bunu en küçük yapı taşı aileden başlaması gerektigini düşünüyorum.Kişi önce kendisini sonra eşini ve çoçuklarının nasıl algılayıp aktardıgını fark ettinmi bunu yönetmeye başlıyor.Sözün dinleniyor oluyor.Neden onun algılamasına göre konuştugun için.Bu aile içinde iletişimin güçlenip ilişki diline geçmesini saglamış olur.Kişi burda başarılı oldumu halkayı daha geniş çevrelere de uygulayabilir.
Bunu her konuda göz önünde bulundururken, ilişkilerimizde göz ardı ediyor olmak ne garip değil mi? Çok güzel bir konuya değinmişsiniz, elinize sağlık.